23 Jahre sind vergangen, seit das Parlament am 1. März 2003 den Kriegsbefehl gegen den Irak ablehnte.

    Die Bedeutung des Kriegsbefehls, der das Ergebnis des Bestrebens der USA war, Türkiye in die Invasion im Irak einzubeziehen, ist heute besser verständlich. Die Angriffe der amerikanisch-israelischen Partnerschaft gegen den Iran seit gestern Morgen zeigen, wie wichtig es ist, „Nein“ zum Memorandum, zum Krieg, zu imperialistischen Interventionen und zu lokalen Kollaborateuren zu sagen.

    Die in der Region, einschließlich Türkiye, im Rahmen des Greater Middle East Project (BOP) eingeleitete Kriegspolitik, die AKP-Präsident Tayyip Erdoğan nicht mit den Worten „Ich bin der Ko-Vorsitzende“ prahlen konnte, stürzte die ganze Welt in die Katastrophe. Über die AKP wurde auch Türkiye in den amerikanischen Plan im Nahen Osten einbezogen.

    Während diese kurze Zusammenfassung zusammenfasst, warum die AKP vom US-Imperialismus an die Macht gebracht wurde, wurde im Land gemäß diesem Plan ein politisch-islamistisches Regime eingeführt.

    Die Türkei wurde von Erdoğan, der von den USA als Co-Vorsitzender des Greater Middle East Project an die Macht gebracht wurde, nicht nur in einen Krieg hineingezogen, der sich Schritt für Schritt auf Syrien ausweitete, sondern erlebte im Laufe der Jahre abhängig von diesem Plan auch eine islamistische Transformation.

    im Memorandum "Soldaten ins Ausland schicken und ausländische Soldaten in der Türkei behalten" Die Autorität in dieser Angelegenheit umfasste 62.000 US-Soldaten. Ausländische Streitkräfte, nicht mehr als 255 Flugzeuge und 65 Hubschrauber, werden für einen vorübergehenden Einsatz sechs Monate lang in Türkiye bleiben; Dadurch würde sichergestellt, dass ihr Transfer aus Türkiye so schnell wie möglich abgeschlossen würde und dass Elemente ausländischer Luft- und Seestreitkräfte sowie Spezialeinheiten bei einer möglichen Operation eingesetzt würden.

    Auf diese Weise wäre Türkiye direkt an der Intervention im Irak beteiligt, die nach der Invasion in Afghanistan, die die erste Stufe der USA im Rahmen des BOP darstellte, mit Chemiewaffenlügen ins Visier genommen wurde.

    Doch die mehr als hunderttausend Menschen, die sich am 1. März auf dem Sıhhıye-Platz in Ankara versammelten, als über den Kriegsbefehl diskutiert wurde, konnten im Parlament eine Wirkung erzielen, die sich bis in die Reihen der AKP erstrecken konnte. Trotz der Unterstützung von Erdoğan und Abdullah Gül wurde der Antrag bereits bei der Abstimmung im Parlament von den Reihen der AKP abgelehnt.

    Die zunehmende antiimperialistische Stimmung auf der ganzen Welt ist zu einer der wirksamsten Gegenmaßnahmen gegen den sozialen Widerstand geworden.

    Aus heutiger Sicht bewerteten Tayfun Mater, einer der Führungskräfte der „Nein zum Krieg im Irak“-Koordination, der diese Zeit miterlebte, die Bedeutung des Memorandums vom 1. März und dessen Bedeutung, Akademiker Cangül Örnek und CHP-Koordinator für Außenpolitik İlhan Uzgel.

    Tayfun Mater, einer der Koordinatoren der No-War-Koordination im Irak

    Der Prozess, der am 1. März 2003 mit einer Abstimmung in der Großen Türkischen Nationalversammlung zur Blockierung der US-Intervention im Irak durch Türkiye führte, begann Mitte Oktober 2002. "Nein zur Kriegsplattform" Es begann mit der Gründung von .

    Linke politische Parteien, Disk, Kesk, TMMOB, TTB usw. sind auf der Plattform. Organisationen beteiligten sich aktiv, auch einige religiöse Organisationen und Einzelpersonen unterstützten. Zum Beispiel das Aufhängen eines Plakats mit dem Bürgermeister von Bağcılar, der an der „Nein zum Krieg“-Kundgebung von Mazlum Der teilnimmt, und die Pressemitteilung vom 28. Februar am Ausgang der Bayezid-Moschee, wo ich auch eine Rede gehalten habe …

    Da die Vorbereitungen für die Wahlen im November 2002 zusammenfielen, fand die Bewegung gegen den Krieg ein angenehmeres Arbeitsumfeld vor, und insbesondere unsere damalige Partei ÖDP organisierte eine wirksame Aktion im ganzen Land.

    Große Demonstrationen in England, den USA und ganz Europa berührten auch unser Land und unser Volk und es wurde einer der bedeutendsten politischen Erfolge unserer modernen Geschichte erzielt.

    4,5 Monate lang kam es in ganz Türkiye, insbesondere in Istanbul, zu Protesten. Zusätzlich zu den Çağlayan- und Bayezid-Kundgebungen in Istanbul fanden täglich Versammlungen in allen Teilen der Stadt statt, an denen Tausende Menschen teilnahmen.

    "Nein zur Kriegsplattform"im Dezember 2002 "Keine Kriegskoordinierung im Irak" Es nahm seinen Namen an und expandierte im ganzen Land. Die Koordinierung verfolgte einen demokratischen Ansatz, indem sie fast täglich Sitzungen abhielt und allen Teilnehmern das Recht einräumte, sich zu äußern. Der Erfolg war am 1. März 2003 erreicht, da sich jede Meinung frei äußern konnte.

    Bei der Abstimmung in der Großen Türkischen Nationalversammlung am 1. März lehnte die CHP-Fraktion den Antrag vollständig ab, aber auch 93 AKP-Abgeordnete lehnten den Antrag ab und verhinderten so die US-Intervention im Irak vom Territorium des Landes aus.

    https://www.birgun.net/haber/emperyalist-haydutluga-karsi-1-mart-tezkeresindeki-irade-bugunun-pusulasi-696642

    Von Steril-Agent

    Share.

    3 Kommentare

    1. Steril-Agent on

      devamı….

      # EMPERYALİZME KARŞI DURUŞUN BİR SİMGESİ

      **CHP Dış Politikalar Koordinatörü İlhan Uzgel**

      Büyük Ortadoğu Projesine karşı tarihteki en somut itirazlardan biri 1 Mart Tezkeresi ile verilmiştir. Tezkere, emperyalist bir gücün komşu bir ülkeyi işgal etmek için Türkiye’yi kullanmasına karşı duruşun simgesidir. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu süreçte oynadığı rol, Irak’ın işgalini durduramasa da Türkiye’nin onurunu kurtarmıştır.

      Öte yandan, AK Parti hükümetinin o dönemde iktidara geliş süreci ve ABD ile yürüttüğü pazarlıklar, hükümetin pozisyonundaki sürekliliği ortaya koymaktadır. Günümüzde de İran’a yönelik olası bir harekâta karşıymış gibi bir görüntü sergilenmekle birlikte, Türk hava sahasının veya üslerin kullanımına dair net bir „hayır“ duruşunun henüz sergilenememiş olması dikkat çekicidir.

      Ortadoğu, son yirmi yıldır basit bir yerel çatışmalar silsilesine değil, ABD merkezli Batı sistemine uyum sağlamayan rejimlerin sistematik olarak tasfiye edildiği devasa bir stratejik operasyona tanıklık ediyor. Bu süreci yalnızca „petrol“ parantezine sıkıştırarak okumak, resmin bütününe dair ciddi bir yanılgıya yol açacaktır. Karşımızdaki tablo, neoliberalizme direnen, dolarizasyona dahil olmayan ve kamucu devletçi modelleri benimseyen yapıların oyun dışı bırakılması sürecidir.

      Afganistan ve Irak ile başlayan bu dalga; Libya ve Suriye ile devam etmiş, bugün ise nihai hedef olarak İran’ın kapısına dayanmıştır. Bu ülkelerin ortak özelliği, Batı’nın siyasi, askeri ve istihbari nüfuzuna kapalı olmalarıdır. Batı kapitalizmi için birer „kara delik“ olarak görülen bu rejimler, aynı zamanda Rusya ve Çin gibi küresel güçlerin bölgedeki potansiyel müttefikleri ve uzantılarıdır. Dolayısıyla bu tasfiye süreci, hem ekonomi-politik bir zorunluluk hem de küresel bir strateji hamlesidir.

      İran, bu stratejik zincirin son halkası olarak görülmektedir. İran’da bir rejim değişikliği gerçekleşmeden, ABD’nin genel stratejisinin tam amacına ulaşmış sayılması mümkün değildir. İsrail’i tanımayan, Filistin direnişini destekleyen ve Batı hâkimiyetinin önünde engel teşkil eden bu yapının tasfiyesi için önce vekilleri Hamas, Hizbullah, Esad zayıflatılmış, ardından ağır ekonomik yaptırımlarla zemin hazırlanmıştır.

      Gelinen noktada; İsrail’in saldırı için en uygun zamanı kolladığı, Rusya ve Çin’in ise askeri anlamda koruyucu bir irade göstermediği bir ortamda İran, stratejik olarak zayıflatılmış durumdadır. Yaşananlar, tesadüfi çatışmalar değil, 20 yıllık bir planın son aşamasıdır.

      # 1 MART TEZKERESİNİN GÖLGESİNDE

      • BOP çerçevesinde Afganistan’ın ardından Irak’ın hedef tahtasına konulduğu koşullarda ülkede MHP, ANAP, DSP koalisyonu büyük ekonomik krizin etkisiyle sarsılarak iktidarını kaybetti. IMF kıskacında Kemal Derviş’le izlenen yıkım politikalarının etkisinin toplumda derin bir yoksulluk olarak hissedildiği bu dönemde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı, AKP iktidarının kapısını araladı.

      • Tayyip Erdoğan’ın, henüz iktidara gelmeden Beyaz Saray’da ağırlandığı bu süreçte, AKP ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne bağlı olarak adım adım iktidara taşındı. 28 Şubat’ta siyasal İslamcılara yönelik ince müdahale ile Erbakan’ın etkisizleştirilmesine paralel olarak, Erdoğan ve Gül ikilisi etrafında oluşturulan yeni siyasal İslamcı güç merkezi de doğrudan bu projenin bir parçası olarak gerçekleştirildi.

      • Türkiye’nin BOP içinde etkin bir görev üstlenebilmesi için, ABD ile uyumlu bir siyasal İslamcı güç merkezi AKP ve Cemaat ikilisi etrafında şekillendirildi. AKP’nin iktidara taşınması sonrasında başlayan dönem aynı zamanda ülkenin siyasal İslamcı bir faşizme dönüştürülmesi süreci olarak yaşandı.

      • 1 Mart tezkeresi tam da bu noktada bir kırılma noktası olarak yaşandı. Erdoğan’ın henüz yasağını aşamadığı bir dönemde, gündeme gelen 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, ABD için bir hayal kırıklığına dönüştü. Başbakanlık koltuğunda oturan A. Gül’ün tüm çabalarına, Erdoğan’ın bütün milletvekilleri üzerinde kurduğu büyük baskıya rağmen tezkere geçmedi. Bunun ardından başlayan süreç 1 Mart’ın dersleriyle birlikte, Türkiye’nin dönüşümünün hızlanacağı bir süreç olarak yaşandı.

      • Erdoğan ve Gül’ün tüm çabalarına karşın tezkerenin geçmemesi, ABD için ayrı bir değerlendirme konusu oldu. TSK’nın tezkereye ayak diremesi, sonrasında ordunun Büyük Ortadoğu Projesi’ne uyumlulaştırılmasını hedefleyecek Ergenekon operasyonlarını gündeme getirdi. Aynı dönemde siyasal İslamcı dönüşümün önünde engel olarak görülen solun etkisizleştirilmesine yönelik operasyonlar da bizatihi Amerikan planının parçası olarak gerçekleştirilmeye çalışıldı.

    2. Steril-Agent on

      maalesef r/turkey ‚de çok az 1 mart 2003 tezkeresi konusu işlenen post var.

      3[0 Ocak 2004 yılından, Irak işgalinin başlamasından 9 ay sonra yaptığı bir konuşma. Reddedilen 1 Mart Tezkeresi’nin ardından meclise sunulan oylamada 19 Mart Tezkeresi kabul edilmiş ve Amerikan uçakları Türkiye’den kalkıp Irağı bombalamıştır. ](https://www.reddit.com/r/Turkey/comments/11f56y1/30_ocak_2004_yılından_irak_işgalinin/?utm_source=share&utm_medium=web3x&utm_name=web3xcss&utm_term=1&utm_content=share_button)

      [Bugün 1 Mart tezkeresinin 20. yıl dönümü. ](https://www.reddit.com/r/Turkey/comments/11eyn6g/bugün_1_mart_tezkeresinin_20_yıl_dönümü/?utm_source=share&utm_medium=web3x&utm_name=web3xcss&utm_term=1&utm_content=share_button)

    3. Steril-Agent on

      1 mart 2026 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde (o dönem CHP nevşehir mv olan) Mustafa Özyürek imzalı bir yazı çıktı. [kaynak](https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/kabul-edilmeyen-1-mart-tezkeresi-mustafa-ozyurek-2482818)

      # „Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi

      Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

      ABD Başkanı Bush, 2002 yılı baharından itibaren dünya kamuoyunu, Irak’a saldırıya hazırlamaya çalışıyordu. Bush, Irak Başkanı Saddam’ın elinde kimyasal silahlar olduğu ve El-Kaide’yi himaye ettiği iddiasını ortaya atarak ABD’nin Irak’ı işgaline hazırlanıyordu.

      Irak Savaşı’nı kamuoyuna pazarlamaya çalışan ABD, dünyada ummadığı ölçüde savaş karşıtı tepki ile karşılaştı.

      Birinci Körfez Savaşı’yla (1991) Irak’ı fiilen üçe bölen ABD, 11 Eylül 2001’de gerçekleşen İkiz Kuleler saldırılarını da bahane ederek 2003’te İngiltere ile birlikte Irak’ı işgal kararı aldı. İşgal planı Türkiye toprakları üzerinden yapılıyordu.

      **ECEVİT İŞGALE KARŞI**

      İşgalde, Türkiye’yi üs olarak kullanmak isteyen Bush o zamanki Türkiye başbakanı olan Bülent Ecevit’i ikna etmek için Beyaz Saray’a davet etti. Ecevit, Saddam rejimini eleştirmesine rağmen, devrilmesine, Irak’ın birliğinin bozulmasına karşı çıkıyordu.

      Bush, Türkiye’nin stratejik ortak olduğu, çıkarların kesiştiğini söyleyerek Ecevit’i ikna etmeye çalıştı. Irak, İran ve Suriye’ye askeri harekât yapılabileceğini söyledi. Ancak Ecevit bu komşu ve Müslüman ülkelere askeri harekâta sıcak bakmadıklarını söyledi.

      Bu kez ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’ne yöneldi. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Türkiye’ye geldi. İsmail Cem ve Genel Kurmay Başkanı Kıvrıkoğlu ile görüştü, ancak olumlu bir sonuç alamadı.

      **ABD İKTİDAR ARIYOR** 

      Ecevit’ten umudu kesenler, ABD yanlısı bir hükümet aramaya başladılar. Ecevit’in sağlığı bozulmuştu, koalisyonda “Başbakan çekilsin” talepleri başladı; DSP dağıldı. Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz 3 Kasım 2002’de erken seçim yapılması kararı aldı. Refah Partisi’nden ayrılarak R. Tayyip Erdoğan başkanlığında AKP’yi kuran yenilikçi kanat, ABD’nin isteklerini yerine getirecekti.

      **ARANAN PARTİ AKP**

      AKP hızla örgütlendi. Muhafazakâr seçmenin desteğini aldı. Seçimden önce Erdoğan ABD’ye gitti, önemli temaslarda bulundu. ABD Savunma Politikaları Kurulu’nu yöneten Richard Perle ile iki buçuk saatlik uzun bir görüşme yaptı.

      Erdoğan, mahkûmiyeti nedeniyle seçime milletvekili adayı olarak katılamadı. Seçimden birinci çıkan AKP, Abdullah Gül başkanlığında hükümeti kurdu. AKP hükümetinin ilk işi ABD’ye verilen söz doğrultusunda Irak işgalinde Türkiye topraklarının üs olarak kullanılmasını öngören tezkereyi hazırlamak oldu.

      İşi garanti altına almak isteyen ABD başbakan Gül’ü değil, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Washington’a davet etti. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz, ABD Avrupa İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman, Ömer Çelik, Cüneyt Zapsu ve Egemen Bağış, Recep Tayyip Erdoğan’la görüştüler.

      Bu hazırlık görüşmelerinden sonra Bush ve Erdoğan görüştü. Görüşmede Irak’ı işgal harekâtında Türkiye’nin yardımı talep edilmiş ve ayrıntıları anlatılmıştı. Erdoğan, Bush’a Saddam Hüseyin’in bölge ülkelerine tehdit olduğunu bildiğini, Irak’ın bir an önce silahsızlandırılması gerektiğini söylemişti.

      **TEZKERE MECLİS’TE** 

      65 bin Amerikan askerinin, 259 uçak ve helikopteri ile Türkiye topraklarında konuşlanarak Irak’ın işgalini gerçekleştirmesini öngören Bakanlar Kurulu tezkeresi gündeme gelince CHP Genel Başkanı Baykal, “Füzelerle savaşı kazanırsınız ama füzelerin üzerinde oturamazsınız, siz gidersiniz biz kalırız. Biz komşularımızla dost kalmak istiyoruz” dedi.

      Tezkerenin TBMM’ye sunulmasından önce CHP grubu toplanarak konuyu görüştü, grup kararı alınmamasına rağmen tüm üyeler ret oyu vereceklerini açıkladı.

      **‘SAVAŞA HAYIR’ MİTİNGLERİ** 

      CHP olarak TBMM’de AKP’li milletvekillerini tezkereye “Hayır” demeleri için etkilemeye çalışırken halkı, kamuoyunu etkilemek için “Savaşa hayır” mitingleri düzenliyorduk. Demokratik kitle örgütlerinin de desteklediği mitingler, geniş katılımlı ve coşkuluydu.

      CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın konuşmalarından ve kamuoyundaki savaş karşıtı havadan etkilenen AKP’lilerin sayısının da gittikçe arttığı görülüyordu.

      AKP’li bir bakan bana, “Şu Allah’ın işine bak, sizinle aynı paralelde oy kullanacağız” dedi. Tezkereden bahsettiği anlaşılıp “TBMM gelen tezkerede imzanız var” denilince “İmza başka oy başka” demişti.

      **‘ABD’DEN DEĞİL ALLAH’TAN KORKUN’**

      AKP’lilerin içinde tezkereye “Hayır” diyeceklerin sayısı artıyordu. Tabii CHP’liler olarak bizim milletvekillerimizin eksiksiz oturumlara katılmaları için grup başkanvekilleri Haluk Koç ve Oğuz Oyan ile birlikte yoğun çaba gösterdik.

      Nihayet 1 Mart 2003 günü tezkere görüşülecekti. AKP görüşmelerin gizli yapılmasını istiyordu. CHP’nin savaş karşıtı görüşlerinin halka ulaşmasını istemiyorlardı.

      CHP olarak verdiğimiz önergeler hakkında söz alarak gizli oturum öncesi görüşlerimizi aleni olarak açıkladık. Genel sekreter Önder Sav, Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın müsamahası ile uzun ve etkili bir konuşma yaptı. Konuşmasında tezkerenin anayasaya aykırı olduğunu, BM kararı olmadığı için “uluslararası meşruiyetinin” bulunmadığını belirttikten sonra AKP’lilere dönerek “ABD’den değil Allah’tan korkun, Allah’tan” dedi. Bu söz İslami hassasiyeti yüksek milletvekillerini çok etkiledi. “ABD istedi diye müslüman bir ülkeye saldırıya niçin yardım ediyoruz” demeye başladılar.

      ABD’nin Irak’a saldırısına karşı kamuoyunu “Savaşa hayır” mitingleri ile etkileyen CHP, Önder Sav’ın görüşme öncesi konuşması ve genel başkan Deniz Baykal’ın kapalı oturumdaki konuşması ile AKP milletvekillerini geniş ölçüde etkilediler.

      Deniz Baykal’ın Bülent Arınç tarafından dört kez uzatılan etkili konuşması milletvekilleri tarafından dikkatle dinlendi.

      Başbakan Abdullah Gül’ün kapalı oturumdaki konuşması çok zayıftı. Grup başkanvekili olarak “Gazete malumatını bize aktardınız dediler” dedim.

      Abdullah Gül, “Amerikan askerleri Türkiye’den ne zaman çıkacak” sorusuna “Bilmiyorum” yanıtını vermişti.

      **TBMM’DEKİ OYLAMA**

      Tezkere oylamasına 533 milletvekili katıldı. 264 kabul 250 ret oyu verildi. 19 milletvekili çekimser oy kullandı. Katılanların salt çoğunluğu olan 267 rakamına ulaşılamamıştı. Başkan önce 264 oyla tezkerenin kabul edildiğini açıkladı. AKP’liler bunu alkışlarla karşıladı.

      CHP grup başkanvekili olarak “Salt çoğunluk olan 267 oya ulaşılamadığı için tezkere kabul edilmedi” diye itiraz ettim. Oturumu yöneten Bülent Arınç beni ve AKP Grup Başkanvekili Salih Kapusuz’u görüşmek üzere çağırarak toplantıya ara verdi. Ben anayasa ve iç tüzüğe göre salt çoğunluğun şart olduğunu ve 267 oya ulaşılamadığını, tezkerenin kabul edilmediğinin açıklanmasını istedim. Salih Kapusuz, “Evet oyları çoğunlukta, tezkere kabul edildi” dedi. Gerekli incelemeyi yapan Arınç oturumu açıp tezkerenin reddedildiğini ilan etti. Bu kez CHP grubu alkışlamaya başladı.

      TBMM’deki basın bölümüne gelerek tezkerenin reddedildiğini Türkiye’ye ve dünya kamuoyuna açıkladım.

      Bu sonucun alınmasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın savaş karşıtı kararlı konuşmaları, kamuoyunun ABD ve savaş karşıtı tavrı çok etkili oldu. Bülent Arınç’ın uzun konuşmalara müsamahası, bazı bakanların tezkereye karşı çıkması ve “Abdullah Gül’ün tezkereye tam sahip çıkmaması” da etkili oldu.

      Abdullah Gül daha sonra Tarih dergisindeki söyleşisinde, başından itibaren olumsuz bir tavır sergilediğini ve reddinden memnun olduğunu açıkladı. Erdoğan’ın Meclis dışından tezkereyi sahiplenmesi yeterli olmadı.

      # TEZKERENİN REDDİNİN SONUÇLARI 

      ABD, tezkerenin reddedilmesinden çok rahatsız oldu. Türkiye’ye gelen askerlerini ve gemilerini güneye kaydırdı. Bush, Türkiye’nin sözüne güvenilmez bir müttefik olduğunu ilan etti.

      4 Temmuz 2003’te Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk Özel Kuvvetleri askerlerinin başına çuval geçirildi. R. Tayyip Erdoğan bunu önemsemedi.

      Gizli oturumun tutanakları aradan 23 yıl geçmesine rağmen AKP’li TBMM yönetimleri tarafından açıklanmadı. Fakat Erdoğan, hayır oyu verenleri tespit ederek tasfiye etti.

      Tezkereyi hazırlayan hükümetin milli savunma bakanı, “TSK ve CHP’nin başına gelenler 1 Mart tezkere reddinin sonucudur” demişti.

      Başta Deniz Baykal olmak üzere 1 Mart tezkeresine kararlılıkla karşı çıkanlar olarak hepimiz bedel ödedik. Yaptığımız onurlu görevin her türlü bedele değdiğine inanıyoruz.

      22. dönem milletvekilleri olarak her yıl olduğu gibi bugün de Mamak Kültür Merkezi’nde tezkerenin reddedilişini CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte kutlayacağız.

      **Kaynaklar:**

      – Zihni Erdem, CHP’nin Üzerindeki Eller, İmge kitabevi, 2025.

      – Mustafa Özyürek, Tahta Bavulla Çıktım Yola, Doğan Kitap, 2014.

      – Onur Öymen, Baskılara Direnirken, Remzi Kitabevi, 2020.

      **MUSTAFA ÖZYÜREK**

      CHP E. GRUP BAŞKANVEKİL

    Leave A Reply